6 yaşındaki oğlumla dolgu işlemi için gittiğimiz diş kliniğinde yaşadıklarımız, bir çocuğun kalbinde ömür boyu sürebilecek bir travmaya dönüştü. İlk ziyaretimiz gayet iyi geçmişti, ancak ikinci gidişimiz tam bir kabusa dönüştü. Doktor hanım iki dişine dolgu yapacaktı. İşlem başlar başlamaz oğlum biraz huzursuzlanmaya başladı, ardından ağlamaya. O anlarda beklediğim şey sadece biraz şefkat, biraz sabırdı. Ancak doktor, “Ağlama, bunda ağlayacak ne var?” diyerek sert bir ses tonuyla konuştu. Sözleri, sesindeki tahammülsüzlük, oğlumun korkusunu daha da büyüttü. Ağlaması arttıkça doktorun sabrı azaldı, öfkesini bastırmaya çalışsa da enerjisinden açıkça hissediliyordu.Durum giderek kötüleşti. Ben çocuğuma destek olmaya çalışırken, doktor beni suçlamaya başladı:“Bu davranışları sizin huzursuzluğunuzdan kaynaklanıyor.” Oysa ben sadece anneydim; korkmuş bir çocuğun elini tutmaya, onu sakinleştirmeye çalışan bir anne. Oğlum uyuşmuş ağzından dolayı doktorun elini istemeden ısırmış. Bunun üzerine doktor, elindeki eldiveni çıkarıp oğluma göstererek, “Bak elimi ısırdın, morardı, inşallah kanamıyordur.” dedi. Oysa elinde hiçbir şey yoktu! Bu sahne, ağlamaktan tükenmiş bir çocuğa gereksiz bir suçluluk yüklemekten başka bir şey değildi.Oğlum o kadar korkmuştu ki, doktorun yaklaşımı onu sakinleştirmek yerine daha da tedirgin etti. En ufak bir teselli, güven ya da yumuşak bir söz bile etmedi. Oysa korkan bir çocuğun en çok ihtiyaç duyduğu şey, biraz şefkatti. İşlem bittiğinde oğlum, “Anne çok susadım.” dedi. Asistan “Sular kesik, depoda su var mı bilmiyoruz.” dediğini duyduk. Bir süre bekledik. Ancak asistan, “İşimizi bitirmeden su veremeyiz.” dedi. O an hasta yoktu sadece işlem sonrası ortaligi toparladilar.Bir anne olarak o an çaresizdim; ağlamaktan tükenmiş, korkuyla titreyen çocuğuma bir bardak su bile veremedim. Doktor, tüm süreç boyunca kendi anneliğini vurgulayarak bana sürekli imalı sözler söyledi. “Ben de anneyim.” diyerek sanki ben annelik yapamıyormuşum gibi davranması, yaşadığımız travmayı daha da derinleştirdi.Eve döndüğümüzde oğlumun korkusu hâlâ geçmemişti. Sakinleşmek yerine ağlamaya devam etti, diş doktoruna dair güveni tamamen sarsılmıştı. Oysa ilk gidişimizde, yine iki dolgu yapılmasına rağmen hiçbir korku, hiçbir travma yaşamamıştı.Bir çocuğun korkusu asla küçümsenmemelidir.Bu olay, mesleki bilgi kadar insani duyarlılığın da ne kadar hayati olduğunu bir kez daha gösterdi. Çocuk diş hekimliğinde bilgi kadar empati, sabır, şefkat ve güven de tedavinin bir parçasıdır. Oğlumu daha fazla korkutmamak ve güvenini sarsmamak için elimden gelen tüm sakinliği korudum.Dilerim hiçbir çocuk bir diş koltuğunda korkudan titremez, hiçbir anne çaresizliğini yutmak zorunda kalmaz. O koltukta sadece bir çocuğun değil, bir annenin de kalbi kırıldı.
Translated by Google



