Hollanda’da o implant üstü dişleri yaptırdıktan sonra yaşadıklarımı bir ben bilirim, bir Allah. Dişler o kadar kaba, rahatsız ve estetikten uzaktı ki… Üstelik orada da kalmadı. Çare aramak için başka bir ülkede daha şansımı denedim. Ne yazık ki sonuç yine hüsran, yine aynı derin hayal kırıklığı oldu. Öyle dişler yapmışlardı ki, aynaya baktığımda kendimi resmen vampir gibi görüyordum. Sivri, kaba, estetikten tamamen uzak… Bir insanın ağzına o dişler takılır mı? Takılmaz. Ama taktılar işte. Defalarca söyledim, yalvardım; o iki ülkede de sesimi duymadılar. Korkunç dişleri düzeltmediler, beni o hâlde bıraktılar. Gitti paralarım, harcanan zamanım, çektiğim onca emek… Bu durum iş hayatımı da sosyal hayatımı da derinden sarstı. Özgüvenim o kadar kırılmıştı ki, insan içine çıkmak, iş ortamında iki kelime etmek bile kabusa dönmüştü. Ne gülebiliyordum ne doğru dürüst konuşabiliyordum; peltek peltek konuşuyordum artık. Dudaklarımın şekli, yüz ifadem bile değişmişti. İki farklı ülkede şifa arayıp, aynaya her bakışta “Bu ben değilim” demek… Yaşayan bilir, ne kadar ağır bir yüktür. Sadece estetik değildi mesele; fonksiyonel olarak da bitmiştim. Yemek yemek bir zevkten çıkmış, resmen eziyete dönüşmüştü. Dişler o kadar büyük ve kabaydı ki, dilimi koyacak yer bulamıyordum. Sürekli o yabancı dişlere çarpıyordu. O konforsuzluk tarifsizdi. Dürüst olayım; belli bir yaştan sonra bu işler çok daha zor oluyor. Gençlikteki gibi cesaret ve dayanma gücü kalmıyor. İki ülke gezip sonuç alamadıktan, feryatlarım duyulmadıktan sonra insanda umut mu kalıyor? “Bu saatten sonra değer mi?” diye düşünmeden edemiyorsunuz. Üçüncü kez denemek hem maddi hem manevi çok büyük bir yüktü. Ama bir tavsiye üzerine, içimdeki tüm korkulara ve kırgınlıklara rağmen tereddüt etmeden Ankara’ya geldim. İyi ki de gelmişim. Çünkü burası gerçekten bambaşkaydı. Klinikten içeri girdiğim ilk andan itibaren son derece profesyonel ve yoğun bir süreç başladı. Başka ülkelerde yanlış tedaviler görmüş, psikolojik ve fiziksel olarak oldukça yıpranmış bir vakaydım. Kendimden bile umudum azdı. Dr. Efsun Hanım’a ve Emre Bey’e yaşadıklarımı, hayal ettiğim gülüşü, o iki ülkede çektiğim işkenceyi anlattım. Beni sadece dinlemediler; kalpten anladılar. Bozulan yüz anatomime, yaşıma ve ağız yapımın doğal duruşuna en uygun, en doğal tasarımı çıkardılar. Tam 15 diş yapıldı bana. İnanması güç ama hepsini sadece 8 günde tamamladılar! İki ülkenin düzeltemediği, düzeltmek istemediği şeyi burada kusursuzca başardılar. Tüm samimiyetimle söylüyorum: Allah’ın bana verdiği ilk gençlik dişlerimden sonra, hayatımda sahip olduğum en rahat, en konforlu dişler bunlar oldu. Artık yemek yerken acı çekmiyorum, dilim ağzımın içinde kendi evinde gibi rahat. O “vampir” görüntüsünden eser yok. Şimdi aynaya baktığımda yabancıyı görmüyorum. Kendine güvenen, özgürce ve mutlulukla gülümseyen eski kendimi görüyorum. Bana sadece dişlerimi değil; özgüvenimi, sosyal yaşamımı ve en önemlisi yaşama sevincimi geri verdiler. Dr. Efsun Hanım’a, Emre Bey’e ve klinikteki tüm profesyonel ekibe gönülden teşekkür ediyorum. Bu yazıyı, benim gibi kapı kapı gezip umudunu ve parasını kaybetmesin diye paylaşıyorum. Özellikle yaşı benden yana olan, “Başka yerlerde denedim, olmadı. Bu yaştan sonra düzelmez” diye korkan herkese sesleniyorum: Hiç korkmayın. Bir saniye bile ertelemeyin. Kendinizi teslim edeceğiniz en doğru, en güvenli ve en profesyonel yer burası. Ben bunca hüsrandan, o korkunç dişlerden sonra bu yaşımda, bu zor vakayla başardıysam, emin olun siz de yapabilirsiniz.
Translated by Google


